İstedikleri buydu,
başardılar; çoğunluğun sesi olmaktı tek arzuları, çoğunluğu arkalarına alarak,
diğer bir çoğunluğa arkalarını dönüp saklambaç oynayarak... Demokrasiyi hiçe
saymadan ama özgürlüklere gem vurarak kazandılar. Misal bu ya kredi faizlerini düşürdüler,
herkes ev alabilsin, bankalara bağlansın diye, gönül bağlarını bahane ettiler. Herkes
köpek gibi çalışsın, bol bol para kazansın, harcasın, ancak okumaya ve
sorgulamaya vakit bulamasın diye...
Birde üç çocuk yapın,
onlara da biz bakarız dedikleri yetmezmiş gibi, üstüne gidin devletinizin bin
odalı sarayında çayınızı-kahvenizi-macununuzu kemirin/için diyerek, cinsel
hayatınızı bile şenlendirdiler (Televizyonlar deseniz ilim-bilim programlarından
geçilmiyordu zaten, ülkece hasretlik böyle şenliklere, doymuştuk sekse falan).
Bu üç evlat yapın
tembihine uyan hiçbir anayı ağlatmadılar, evlatlar her daim analarının dizinin
dibinden oturup, bol bol öpüp koklaşsınlar, yalnızca ‘ecelleriyle’ öldüklerinde
ağlasınlar diye ülkeye barış getirdiler.
Refah seviyesinin
çıtasını, gökdelenlerin çatılarına kadar çıkardılar, asgari ücrete yapılacak olan
250 liralık zamma sevinin de, artık verdiğiniz sabit oyun bir bahenesi olsun
diye...
Sadece, milletvekili
maaşları okudukları kitapların masraflarına yetmiyor diye zam istediler. Siz de
canım, yoksa bir Mercedes’in benzin parasında mı kalacak gözünüz? Suyla benzin
arasında 3 kuruşluk fark vardı zaten...
Üniversiteler kurdular,
ancak sizin evlatlarınızın çimlerinde ayaklarını uzatarak kitap bile
okumalarına müsaade etmediler, sırf güvenlik sebebiyle, halkla
bütünleştirdikleri üniversitelere boy turnikeleri kurup, etrafına tel örgüler
çektiler. Üstüne üstlük kendi evlatları sizin evlatlarınıza hastalık falan
bulaştırmasın diye, kendi evlatlarını o üniversitelere bile göndermediler (Az kıymet
bilin!).
Mezun oldukları anda işe
girip, çalıştıkları kurum adına verimli olamayacaklarını anlayıp, ekonomiye
zarar vermemek adına istifa eden gençlerin açtıkları iflah olmaz yaralar
kapansın diye, savaştan kaçan bir halka kapılarını açarak, umut teknesi
oldular.
Polis devleti kurdular,
tüm bunca çabalarına ve uğraşlarına rağmen arada birkaç tane aylak,
‘işsiz-güçsüz’ insan çıkar da kaşınan götlerine cop falan yemek isterler diye.
Hapishaneler kurdular
hiç yoktan yere, olmaz ya işte olur da %98’lik kesimin haricinde biri çıkar,
ödeyemediği kredisine karşın kalkar banka falan soyar diye (Kimbilir her daim
yanında oldukları sanatın ve sanatçının yazdığı, ardından kameraya aldığı bir
kurgudan etkilenmiş bile olabilir bu bir garip soyguncu...).
Tımarhaneleri
kapattılar, kölelik sistemini kaldırdıkları ve ortalıkta tımarlanacak insancık
kalmadığı için...
Laik bir cumhuriyet
sistemi içerisinde hiçbir zaman din ve devlet işlerini birbirine kartıştırıp, ateisti,
“dinsiz” diye yaftalamadılar.
Liberalleşmeye, özel
sermayeye hep sıcak baktılar, para piyasaları üşümesin, devlet elinden çıkarılan
memurların maaşlarını siz işçilerin maaşlarına ekleyebilsinler diye.
Yargı sistemini
güçlendirdiler, karına-kızına tecavüz edilsin, onlar izlesin, jüriler puan
versin diye. (Yalnız hayvanat bahçesi sayısını arttırmayı unuttular, halk gidip
oradaki çeşit çeşit hayvanları izlesin diye... Cinsel eğitim ve hoşgörüde de
çığır açmış bir ülkeydik hâlbuki.)
Hepinizin de bildiği üzere savaşa karşıt söylem ve tavırlarından dolayı var olmayan tank ve uçak fabrikalarından bahsederek, üzerimize oynayan dış güçlere posta koymuş olmaları yalnızca stratejik zeka örneklerinden birisiydi.
Kendilerinden çok,
onlar, hep bizleri düşündüler de, biz onları düşünemedik. Hata onlarda değil,
biz halktaydı sadece, onlar konuşsun medya yanaşsın, biz de rahat rahat izleyelim
diye her kanalı özelleştirip başlarına kendi adamlarını dikmediler, sırf siz
doğru ve tarafsız haber alın diye. Araya birkaç tane kendi adamlarını
serpiştirdiler ki, denetim sıkı olsundu... Evet, görüyoruz ki ‘cahil’ halkım,
herşeyi biz yanlış anladık şu ana kadar. Bizler kadar onlar da çalıştılar. Ülke,
sizin mahalleden mahalleye, işten işe yaptığınız paralel dedikodu kazanı
sayesinde birbirine girdi. Sırf bu sebepten ırk, dil ve etnik-kimlik
tartışmaları peydahlandı, güzel ahlaklı gazeteci ve siyasilerin olduğu ülkemde.
Unuttuğum, yazmadığım
kaldıysa ki bu emin olun huzur ve mutluluk sarhoşluğumdandır. Siz benim canım
halkım, velev ki yapılan onca icraatı unuttum binlerce unutturulanın
ardından... sorarım, ne çıkar? Hem daha yazsam onca okuyacak kitabınız,
akademik makaleniz vardır; çalmayayım ben daha fazla o değerli vaktinizi.
Huzurunuz partiniz gibi daim olsun...