Sadece izleyeyim diyorum, hiç bir kelam etmeyeyim diyorum sadece bu seferlik. Beceremiyorum. Anlayamıyorum ortada dönen dalkavuklukları. Tıpkı ortada dolanan ve lazım gelmeyen birçok sikin kesilmesi gerektiği gibi, sanırım benimde bu parmaklarımı kesmem gerek, yazmamam için. Anlayamadığım nokta (eğer ki kıtlık bende ise mazur görün), devlet bir gün baba oluyor, herkes onun kucağına koşuyor. Bir gün öksüz yahut yetim kalmış, dışlanmış evlat rolüne büründürülüyor. Liderlere bir gün, “paşam gülüm”, ertesi gün, “yavşak” deniliyor. Arza göre talep ilkesi siyasette de işliyor. İşlerine geldikleri anda işlerine geldikleri gibi konuşan zavallılar. Ne denli işgüzar, ne denli ahlaksız, ne denli ideoloji ve fikir yoksunu varsa, her biri fırsat kolluyor sanki böyle anlarda. “Devletim” diyor, ardından, “Milletim”. Gaza geliyor, “Allah milletimize, devletimize ve başımızdakilere zeval vermesin.” diyor, bir koyun vazifesiyle. Lüzumsuz mübalağ çabaları altında eziyor dilini. Ezilmesi lazım gelen sikler ve o doğrultu da ilerleyen kafalar gibi. Az evvel savunduğu devletinin korumakla yükümlü olduğu vatandaşlık hakkı, sözde kendini bilmezler tarafından elinden alındığında, vergileri çalındığında, evlatları şehit olduğunda, kızları sokak ortasında öldürüldüğünde, “Batsın yerin dibine böyle devlet!” diye bas bas bağarınıyorlar. Televizyon başında, salyalarını akıta akıta izledikleri adamların ve kadınların iki kelimeyi bir araya getiremeyen kişiler olduklarını, çıkarlarına göre çanak tuttuklarını öğrendiklerinde, onları da yerin dibine sokuyorlar. Önce bir kendini bilmeli insan; zamanında ben ne yapmıştım da ya da yapmamıştım da, bunlar, bu denli sıçabiliyor kafama diyebilmeli. Yeri geldiğinde, “Katil devlet!” nidalarını göğsünü gere gere atanlar, üç tane yavşağın cezasını kesilmesi için ‘Katil’ dedikleri devlete yalvarıyorlar. Esas katilin kim olduğunu unutuyorlar. Oyuncağa dönmüş ülkede kanun bol. Çıkarlarına göre düzinelerce kanun çıkarırlar. Kendileri yeniden paşa olsunlar, dillerden düşmesinler diye idamı da gömdükleri yerden çıkarırlar da... Ya sonra?
Özgecan, o kanı bozuk, ahlak yoksunu şerefsizi, meçhul bir silahla, oracıkta öldürebilseydi, nefsi müdafaa adı altında... Bilmem kaç yılla yargılanır, ölen her zaman olduğu gibi değerli kılınır, medya yaftalardan yafta beğenirdi kadın adına! Baştan çıkaran kadın olur, erkeklerin de namussuz olabileceği unutulurdu. Siktiğimin ülkesinde, birbirini siken insanlar bayılırlar çünkü ölenin ardından konuşmaya. Yalnızca bir kaç gün değerli yahut değersiz kılınır, gündemde kalırsın. Ertesi gün başka ölümlü alır, haber başlıklarını, suni yürek yangınlarını... Hiçbirimiz paylaşamayız yalan sözlerle ailelerin ve onu gerçekten sevenlerin acısını. Sizler için gündemin değiştiği gün, Özgecan’ın dışınızda yaşadığınız suni acısı da diner! İnsan öldürme yöntemlerinden biri olan idam fantezilerini meşrulaştırmayı bırakın da, o çek sevdiğiniz milletinizin yargı sürecinin iyileştirme formüllerini verin. Unutmayın idam geri gelirse, bir gün gelir bunun da çıkması için bağırdığınız güne lanet edersiniz. Çünkü her gördüğünüz tabela karşısında, başka bir yöne sapmaya meyillisiniz! Adam gibi kelimesini kullanmamalısınız bir daha! Taht kavgalarınız, beylik silahlarınız, it dalaşlarınız, uçkur sevdanız... Yerin dibine batsın böyle adamlığınız (-mız)!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder