5 Kasım 2015 Perşembe

İstedikleri buydu, aldılar.




İstedikleri buydu, başardılar; çoğunluğun sesi olmaktı tek arzuları, çoğunluğu arkalarına alarak, diğer bir çoğunluğa arkalarını dönüp saklambaç oynayarak... Demokrasiyi hiçe saymadan ama özgürlüklere gem vurarak kazandılar. Misal bu ya kredi faizlerini düşürdüler, herkes ev alabilsin, bankalara bağlansın diye, gönül bağlarını bahane ettiler. Herkes köpek gibi çalışsın, bol bol para kazansın, harcasın, ancak okumaya ve sorgulamaya vakit bulamasın diye...

Birde üç çocuk yapın, onlara da biz bakarız dedikleri yetmezmiş gibi, üstüne gidin devletinizin bin odalı sarayında çayınızı-kahvenizi-macununuzu kemirin/için diyerek, cinsel hayatınızı bile şenlendirdiler (Televizyonlar deseniz ilim-bilim programlarından geçilmiyordu zaten, ülkece hasretlik böyle şenliklere, doymuştuk sekse falan).

Bu üç evlat yapın tembihine uyan hiçbir anayı ağlatmadılar, evlatlar her daim analarının dizinin dibinden oturup, bol bol öpüp koklaşsınlar, yalnızca ‘ecelleriyle’ öldüklerinde ağlasınlar diye ülkeye barış getirdiler.
Refah seviyesinin çıtasını, gökdelenlerin çatılarına kadar çıkardılar, asgari ücrete yapılacak olan 250 liralık zamma sevinin de, artık verdiğiniz sabit oyun bir bahenesi olsun diye...

Sadece, milletvekili maaşları okudukları kitapların masraflarına yetmiyor diye zam istediler. Siz de canım, yoksa bir Mercedes’in benzin parasında mı kalacak gözünüz? Suyla benzin arasında 3 kuruşluk fark vardı zaten...

Üniversiteler kurdular, ancak sizin evlatlarınızın çimlerinde ayaklarını uzatarak kitap bile okumalarına müsaade etmediler, sırf güvenlik sebebiyle, halkla bütünleştirdikleri üniversitelere boy turnikeleri kurup, etrafına tel örgüler çektiler. Üstüne üstlük kendi evlatları sizin evlatlarınıza hastalık falan bulaştırmasın diye, kendi evlatlarını o üniversitelere bile göndermediler (Az kıymet bilin!).

Mezun oldukları anda işe girip, çalıştıkları kurum adına verimli olamayacaklarını anlayıp, ekonomiye zarar vermemek adına istifa eden gençlerin açtıkları iflah olmaz yaralar kapansın diye, savaştan kaçan bir halka kapılarını açarak, umut teknesi oldular.

Polis devleti kurdular, tüm bunca çabalarına ve uğraşlarına rağmen arada birkaç tane aylak, ‘işsiz-güçsüz’ insan çıkar da kaşınan götlerine cop falan yemek isterler diye.

Hapishaneler kurdular hiç yoktan yere, olmaz ya işte olur da %98’lik kesimin haricinde biri çıkar, ödeyemediği kredisine karşın kalkar banka falan soyar diye (Kimbilir her daim yanında oldukları sanatın ve sanatçının yazdığı, ardından kameraya aldığı bir kurgudan etkilenmiş bile olabilir bu bir garip soyguncu...).
Tımarhaneleri kapattılar, kölelik sistemini kaldırdıkları ve ortalıkta tımarlanacak insancık kalmadığı için...
Laik bir cumhuriyet sistemi içerisinde hiçbir zaman din ve devlet işlerini birbirine kartıştırıp, ateisti, “dinsiz” diye yaftalamadılar.

Liberalleşmeye, özel sermayeye hep sıcak baktılar, para piyasaları üşümesin, devlet elinden çıkarılan memurların maaşlarını siz işçilerin maaşlarına ekleyebilsinler diye.

Yargı sistemini güçlendirdiler, karına-kızına tecavüz edilsin, onlar izlesin, jüriler puan versin diye. (Yalnız hayvanat bahçesi sayısını arttırmayı unuttular, halk gidip oradaki çeşit çeşit hayvanları izlesin diye... Cinsel eğitim ve hoşgörüde de çığır açmış bir ülkeydik hâlbuki.)

Hepinizin de bildiği üzere savaşa karşıt söylem ve tavırlarından dolayı var olmayan tank ve uçak fabrikalarından bahsederek, üzerimize oynayan dış güçlere posta koymuş olmaları yalnızca stratejik zeka örneklerinden birisiydi.

Kendilerinden çok, onlar, hep bizleri düşündüler de, biz onları düşünemedik. Hata onlarda değil, biz halktaydı sadece, onlar konuşsun medya yanaşsın, biz de rahat rahat izleyelim diye her kanalı özelleştirip başlarına kendi adamlarını dikmediler, sırf siz doğru ve tarafsız haber alın diye. Araya birkaç tane kendi adamlarını serpiştirdiler ki, denetim sıkı olsundu... Evet, görüyoruz ki ‘cahil’ halkım, herşeyi biz yanlış anladık şu ana kadar. Bizler kadar onlar da çalıştılar. Ülke, sizin mahalleden mahalleye, işten işe yaptığınız paralel dedikodu kazanı sayesinde birbirine girdi. Sırf bu sebepten ırk, dil ve etnik-kimlik tartışmaları peydahlandı, güzel ahlaklı gazeteci ve siyasilerin olduğu ülkemde.

Unuttuğum, yazmadığım kaldıysa ki bu emin olun huzur ve mutluluk sarhoşluğumdandır. Siz benim canım halkım, velev ki yapılan onca icraatı unuttum binlerce unutturulanın ardından... sorarım, ne çıkar? Hem daha yazsam onca okuyacak kitabınız, akademik makaleniz vardır; çalmayayım ben daha fazla o değerli vaktinizi. Huzurunuz partiniz gibi daim olsun...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder