Öncelikle Zukenberg’e
teşekkürü bir borç bilmelisiniz sizleri bu kadar önemli ve değerli
hisseettirdiği için. Ardından Jack Dorsey ve Kevin Systorm şükranlarınızı
iletmelisiniz her Noel arifesi. Bunların kim olduğunu söylememe gerek yok,
çünkü siz her şeyi bilen nesillersiniz! Bunu da Larry Page ve Sergey Brin’e
borçlusunuz. Tonlarca sayfa tozu yutmaktan kurtadılar sizleri. Sahte kimlik
yaratma döneminin başını çeken Messenger mucidi de bu teşekkür edebileceğiniz
isimler arasında yer alabilir (Onun adını da ben söylemeyeyim artık; bu kadar
hazırcı olmamalısınız!). Messenger, MIRC ve ICQ... Olmadığınız biri olarak,
kendinizi oralarda pazarlamak, şuandan daha kolaydı. Zukenberg, Dorsey ve
Systorm, sizden sürekli olarak hayatınızın sıradan gösterişliliğini
kanıtlamanızı, ancak bu şekilde popüler olabileceğinizi söylüyor. Ama şükürler
olsun ki o boş beyinlere rağmen ünlüsünüz ve adınız her gün, bu mecralarda
tesbih tanelere gibi zikir ediliyor! Bir mavi başparmak, bir kırmızı kalkp,
iki-üç yönünü kaybetmiş ok işaretleri sizleri mutlu ediyor... Ne yazık! Yönünü
kaybetmiş, birbirlerine bilenmiş, nefret kusan insanlar...
Belki de bahsettiğim
bunca şeyi öngörememişlerdi, sosyal medya olayını kafalarında ve
bilgisayarlarında kodladıkları sırada. Amaçları sadece delik olan ceplerini
diktirmek ve içlerine biraz para doldurmaktı. Evet belki de bu denli zeki ve
öngörüşlü değillerdi. Sadece bir kaç bin Amerikan doları içindi onca çaba. Bilmiyorlardı
milyarder olacaklarını. Sizi bu denli manipüle etmek ve ideolojisiz koymak
akıllarının uçlarından bile geçmezdi... Kim bilir? Onlardan daha büyük
kişilerin, şapka takmamış gölgeleriydiler yalnızca!
Üreticiye karşı gözü
açılmış kitlelerin, sosyalizm çığlıklarının, anarşist yumrukların önüne bir
barikat gerekliydi. Birileri dur demeliydi artık karın tokluğuna çalışmayacak
olan işçiye. Kamçı olmadan, rızayla tecavüz etmeliydiler... Bir tutam askeri
ücrete, saatlerce sikmeliydiler işçiyi. Dik başları, kendi ellerini kana bulamadan
kesmenin vakti gelmişti. İşçinin bey gibi yemesinin zamanıydı. İnsanlığını unutup, itlere özenmeliydi. Gösteriş
budalası olmasının, sadece sıradan bir takım elbiseyle tatmin olmamasının tam
vaktiydi. Ya Armani olmalıydı ya da Prada... Tercih mevsimi gelip çatmıştı. Bir
taraf tutulmalıydı, tutulmuyorsa tutundurulmalıydı. Saatlerce çalışıp kazanılan
üç kuruş kağıt para, kredi kartları, taksit mantıksızlığı, ceplere sokulan
tablet ve sizlerden akıllı telefonlarınızla sisteme geri kazandırılmalıydı.
Alan memnun edilmeli, ağızlardan biberon eksik edilmemeliydi. Herkesin eline
kendisini özel hissedebileceği bir mikrofon da verilmeliydi (Emzik
düşebilirdi). Verdiler! Artık herkes bir derece zengin ve herkes eksi
derecelerde zekiydi. Selamsız arkadaşların, yozlaşmış kafa taslarının, okumayan
yazarların, katillerin, müptezellerin, tecavüzcü ibnelerin (götten düzülmesi
lazım gelen) hep bir ağızdan yok
edilebileceği sanılan cennetin kapıları ardına kadar aralanmıştı... Cehennemden
ipini koparan, soluğu burada almaktaydı. Her iki tarafı da taşlamak, arafta
kalmışların yegane göreviydi! Doğru yol, taraf olmadan, afartan her iki tarafa da
bakmaktı! Sadece bakmak. Ne kanayan yaralı dağlamaktı doğru olan, ne de ellere iğne-iplik
alıp doktorculuğa soyunmak. Tek görevimiz anlamaktı, tüm bu yaralar açılmadan
evvel insan olduğumuzu anlamak! Yahut unutmamak.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder