17 Şubat 2015 Salı

Anlamak Yahut Unutmamak



Öncelikle Zukenberg’e teşekkürü bir borç bilmelisiniz sizleri bu kadar önemli ve değerli hisseettirdiği için. Ardından Jack Dorsey ve Kevin Systorm şükranlarınızı iletmelisiniz her Noel arifesi. Bunların kim olduğunu söylememe gerek yok, çünkü siz her şeyi bilen nesillersiniz! Bunu da Larry Page ve Sergey Brin’e borçlusunuz. Tonlarca sayfa tozu yutmaktan kurtadılar sizleri. Sahte kimlik yaratma döneminin başını çeken Messenger mucidi de bu teşekkür edebileceğiniz isimler arasında yer alabilir (Onun adını da ben söylemeyeyim artık; bu kadar hazırcı olmamalısınız!). Messenger, MIRC ve ICQ... Olmadığınız biri olarak, kendinizi oralarda pazarlamak, şuandan daha kolaydı. Zukenberg, Dorsey ve Systorm, sizden sürekli olarak hayatınızın sıradan gösterişliliğini kanıtlamanızı, ancak bu şekilde popüler olabileceğinizi söylüyor. Ama şükürler olsun ki o boş beyinlere rağmen ünlüsünüz ve adınız her gün, bu mecralarda tesbih tanelere gibi zikir ediliyor! Bir mavi başparmak, bir kırmızı kalkp, iki-üç yönünü kaybetmiş ok işaretleri sizleri mutlu ediyor... Ne yazık! Yönünü kaybetmiş, birbirlerine bilenmiş, nefret kusan insanlar...

Belki de bahsettiğim bunca şeyi öngörememişlerdi, sosyal medya olayını kafalarında ve bilgisayarlarında kodladıkları sırada. Amaçları sadece delik olan ceplerini diktirmek ve içlerine biraz para doldurmaktı. Evet belki de bu denli zeki ve öngörüşlü değillerdi. Sadece bir kaç bin Amerikan doları içindi onca çaba. Bilmiyorlardı milyarder olacaklarını. Sizi bu denli manipüle etmek ve ideolojisiz koymak akıllarının uçlarından bile geçmezdi... Kim bilir? Onlardan daha büyük kişilerin, şapka takmamış gölgeleriydiler yalnızca!


Üreticiye karşı gözü açılmış kitlelerin, sosyalizm çığlıklarının, anarşist yumrukların önüne bir barikat gerekliydi. Birileri dur demeliydi artık karın tokluğuna çalışmayacak olan işçiye. Kamçı olmadan, rızayla tecavüz etmeliydiler... Bir tutam askeri ücrete, saatlerce sikmeliydiler işçiyi. Dik başları, kendi ellerini kana bulamadan kesmenin vakti gelmişti. İşçinin bey gibi yemesinin zamanıydı. İnsanlığını unutup, itlere özenmeliydi. Gösteriş budalası olmasının, sadece sıradan bir takım elbiseyle tatmin olmamasının tam vaktiydi. Ya Armani olmalıydı ya da Prada... Tercih mevsimi gelip çatmıştı. Bir taraf tutulmalıydı, tutulmuyorsa tutundurulmalıydı. Saatlerce çalışıp kazanılan üç kuruş kağıt para, kredi kartları, taksit mantıksızlığı, ceplere sokulan tablet ve sizlerden akıllı telefonlarınızla sisteme geri kazandırılmalıydı. Alan memnun edilmeli, ağızlardan biberon eksik edilmemeliydi. Herkesin eline kendisini özel hissedebileceği bir mikrofon da verilmeliydi (Emzik düşebilirdi). Verdiler! Artık herkes bir derece zengin ve herkes eksi derecelerde zekiydi. Selamsız arkadaşların, yozlaşmış kafa taslarının, okumayan yazarların, katillerin, müptezellerin, tecavüzcü ibnelerin (götten düzülmesi lazım gelen)  hep bir ağızdan yok edilebileceği sanılan cennetin kapıları ardına kadar aralanmıştı... Cehennemden ipini koparan, soluğu burada almaktaydı. Her iki tarafı da taşlamak, arafta kalmışların yegane göreviydi! Doğru yol, taraf olmadan, afartan her iki tarafa da bakmaktı! Sadece bakmak. Ne kanayan yaralı dağlamaktı doğru olan, ne de ellere iğne-iplik alıp doktorculuğa soyunmak. Tek görevimiz anlamaktı, tüm bu yaralar açılmadan evvel insan olduğumuzu anlamak! Yahut unutmamak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder