22 Mart 2014 Cumartesi

Konu: Ahlak




Ne sıkı dostlara sahibiz, eğer ki gündelik hayatta birbirimize karşı söylemlerimizi yargılamassak. “Aaa pembe gömlek mi giydin bugün?” dememiz aslında “O sana hiç yakışmamış”ın üzerine toprak eşelemeye çabaladığımızın bir göstergesidir. Bunun adı nedir? Patavatsızlık mı? Ahlaksızlık mı? Yoksa otokontrol ile gelen ‘doğallık’ mı? Tek bir yanıtı var bana kalırsa; hiç biri ağzımızdan kaçan masum, incitmemek adına söylemiş kelamlar değildir. Her biri bilinç altına ektiğimiz bir fidanın meyvesidir. O çok sevdiğimiz dostlarımıza sunmak için yetiştirdiğimiz çürük meyveler...

Gizli faşizm ile birbirimize dayatmalarımız, söylemlerimiz yaşam tarzı olup çıkıveriyor karşımıza. İnsanların önyargılı cümleleri sana bir değer biçiyor ve bu bir uzuv gibi senin peşinden her yere geliyor. Kesecek olursan bir parçanı bırakman gerekiyor. İnsanların sana verdiği değeri o kadar önemsiyorsun ki o olmadan eksiksin işte.

Sizin gibi olmayanları, ritüel hayatlarınızı yaşamayanları ötekileştiyor, onlara ‘entellektüel, gay, devrimci, anarşist, satanist, ateist, artist...’ gibi kelamlar ile değer biçiyorsunuz. İnsan değeri tek bir kelam ile şekil alıyor normların dışına çıkıyor, marjinalleşiyor.

Komşunun kızı gecenin yarısı yakışıklı bir delikanlının arabasından mini eteğiyle inerken yargılamaya hazır bir yargıçsınızdır artık hayat okulu diplomanızla. Görüntünün pornografisine acken elalemin namus bekçileri oluverirsiniz bir anda. Ayşe’nin kızı üniversiteden mezun olup bir de evlendimi ondan namuslu yoktur artık. Birde Fatma’nın kızına bakın hele; üniversiteyi bırakıp kendini resime veriyor yalnız başına yaşadığı evinde. Üstünü üstlük bazı geceler evine bir erkek girip çıkıyor. Bak sen ‘ahlaksız’a!

“Nymphomaniac”ın ahlaksız olduğuna o dini bütün iktidar karar veriyorken, ceplerimize uzanan elleri onların ahlaklarını gözler önüne seriyor. Yaratılışımızın temeli “seks, zina” (adı her ise) iken, temsil ettiği vatandaşın hakkını yemek ahlaha ahlak katıyor! Yalnız tek suçlu iktidar değil bizlerde işin içindeyiz. Arabanın camından attığın pet şişenin sonunu düşünmezken, evde kızartma yaptığın yağı lavobanın deliğinden boca ederken kirlettiğin deniz suyunu,öldürdüğün balıkları umursamazken, binlerce kağıt parçasını basket atarcasına çöp kutusuna sallarken, AKP’nin kestiği ağaçların en büyük savunucusu olursun bir anda. Fikirler ile icraatlar bir olursa hedefe varılabilir. Bilinçsiz fikir koca bir hiçtir.

Ben şimdi dedikodunuzun önüne koyduğum, ağırlığı beş-on gramı bulmayan kelime barikatlarımla o çok değerli iletişim sürecinizi baltaladığım için sevilmeyen olurum bir anda. Artık günlerde yerim yoktur yahut okul sırlarında, en popülerin yanında.


Ahlakı tartışırken önce Sokrates’inde dediği gibi “kendini bil”mek önemli. Ardından da gene Sokrates’e ait olan  “bildiğim birşey varsa o da hiç bir şey bilmediğimdir” cümlesi ile felsefeyi alevlendirmeli. Ben kimseyi terbiyeli ya da terbiyesiz yapamam. Kaldı ki ben ne kadar terbiyelim? Var mıdır bu terbiyenin bir tartısı? Haklısınız ahlakı benim gibi bir ahlaksızdan mı öğreneceksiniz? Sayısal alanın dışına çıktığımızda her sorunun cevabı görecelidir. Gerçi ilkoku sıralarında matematik sorularının altına “1. yol, 2. yol...” yazdığımızı anımsadım nedense? Ahlaklı olmak bu söylemlerime karşı kendi kendime bir ironi oluşturmama sebebiyet verir; ahlaklı olmak seni sürekli seçime yönlendirir. Ancak her seçtiğimiz ise bir ahlak göstergesi değildir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder