11 Mart 2014 Salı

Siz en iyisi gidin oy verin!

Ne yazık! Hala kendinize stratejik oy verme davranışı(tactical voting) ile birbirine ikame olacak partiler arayın... Haklısınız amaç AKP’yi düşürmektir. Ama bunu ne küflenmiş CHP, ne de derin dondurucudan çıkartılıp önümüze sunulan DSP başarabilir. Zamanında sol şeritten yürümeyen adam, şimdi sandığa koşar adım “sol” şeritten gidiyor. İnsanlar bireysel ideolojilerinden saparak kendileri olmaktan vazgeçiyorlar. Vazgeçilen bir ideoloji ideoloji midir? Sorgulamak gerekir... Bir nevi dayatılan biliniyor, bilinç seviyesi çok yüksek memleketimde.

Sorarım sizlere; hangi parti yahut siyasi lider bizlerin bireysel hak ve özgürlüklerini en üst seviyede tutup, yaşatabilir? Hangisi yetimin hakkını yemeden, vergilerimize çökmeden seçilmek adına harcadığı paraların kat ve katını ayakkabı kutularına koyabilir? Hangisi hoşnut olmadığımız zamanlar ayaklandığımızda polis devleti kimliğine bürünmeden isyanımızı bastırabilir? Hangisi adaletin simgesi, teraziyi tutan ablanın gözündeki bezi aralamadan karar verebilir? Hangisi bulunduğu konum gereği iktidarın ve egemen gücün egolarını ele geçirmesine mani olabilir? Hangisi bu coğrafya uğrana yanmış ocaklara ve ana yüreklerine su serpebilir?...

Şunu hiçbir zaman unutmayın:

“Radikaller keşfetmişlerdir ki, merkeziyetçi cumhuriyet kıyafet değiştirmiş bir monarşidir.” 

Politikacıların stratejileri bariz ortadadır; kitleleri inandırmak için önce besledikleri duyguları anlamak, sonra da bu duygulara katılır görünmeleri yeterlidir. Her türlü kontrolden, her nevi ispatten uzak, saf ve sade bir iddia ortaya atarlar. Bu kitlelelrin ruhuna bir fikri yerleştirmek için en doğru araçtır... İddia ne kadar açık, deliller ne kadar sade ve ispattan ırak olura, yargı ve etki de o nispette büyük olur. Bütün çağların din kitapları ve yasaları daima böyle sade iddialarla kendilerini ortaya koymuşlardır. Ancak atladıkları bir nokta vardır.

“Bir büyük inancın değeri münakaşa edilmeye başaladığı gün, o inanacın ölüm günüdür.”

“Kanunların çoğaltılmasıyla hürriyet ve eşitliğin daha iyi korunacağı hakkında hatalı kanaatlerin kurbanı olan kitleler her gün daha ağır, daha dayanılması zor boyunduruğun altına kendilerini zincirlerler. Böylece her gün boyunduruğa dayanmaya alışan milletler boyunduruğu arzulamaya başlarlar ve bütün yaratılıştan gelen iradelerini, özgürlüklerini kaybederler.”

Bir ilk olacak ama zamanı geldide geçiyor bile... Yazalarımda keskin kalem kullandığım doğrudur ancak şeridimi bu kadar keskin izah edeceğim bir anda olmamıştır. 

Canlı varlıklardan birkaçı bir araya gelir gelmez, bunlar ister hayvan ister insan kalabalığı olsun, içgüdüsel olarak bir önderin egemenliği altına girerler, girme ihtiyacı hissederler. Ancak atlanılan can alıcı bir nokta vardır. Kitlelerin ruhuna daima hakim olan özgürlük gereksinimi değil, esirlik gerekliliğidir. 

Gerçek özgürlüğü sizlere partiler, devlet vs. vermez. Gerçek özgürlük yüreğinizdedir. Gerçek özgürlük “sorumluluğa aittir”. Gerçek özgürlüğe ahlaklı bir öz-yönetim ile ulaşılabilir. Bireyler rasyonel olarak kendilerine duydukları saygıları çevrelerine duydukları anda hiçbir devlet gereksinimine ihtiyaçları kalmayacaktır. İnsan önce kendisi değişmelidir ki ardından çevresi ve yaşadığı coğrafya değişsin.

Bugün bir bakkalın camında gördüğüm yazı ile kendi yazıma nokta koymak istiyorum.
”Çocukların bakkaldan evlerine dönerken ‘gaz fişeği’ yiyerek değil, ekmeğin köşesini yiyerek döndükleri bir toprak dileğiyle.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder