Ne sıkı dostlara sahibiz, eğer ki gündelik hayatta birbirimize karşı
söylemlerimizi yargılamassak. “Aaa pembe gömlek mi giydin bugün?” dememiz
aslında “O sana hiç yakışmamış”ın üzerine toprak eşelemeye çabaladığımızın bir
göstergesidir. Bunun adı nedir? Patavatsızlık mı? Ahlaksızlık mı? Yoksa
otokontrol ile gelen ‘doğallık’ mı? Tek bir yanıtı var bana kalırsa; hiç biri
ağzımızdan kaçan masum, incitmemek adına söylemiş kelamlar değildir. Her biri
bilinç altına ektiğimiz bir fidanın meyvesidir. O çok sevdiğimiz dostlarımıza
sunmak için yetiştirdiğimiz çürük meyveler...
Gizli faşizm ile birbirimize dayatmalarımız, söylemlerimiz yaşam tarzı olup
çıkıveriyor karşımıza. İnsanların önyargılı cümleleri sana bir değer biçiyor ve
bu bir uzuv gibi senin peşinden her yere geliyor. Kesecek olursan bir parçanı
bırakman gerekiyor. İnsanların sana verdiği değeri o kadar önemsiyorsun ki o
olmadan eksiksin işte.
Sizin gibi olmayanları, ritüel hayatlarınızı yaşamayanları ötekileştiyor,
onlara ‘entellektüel, gay, devrimci, anarşist, satanist, ateist, artist...’
gibi kelamlar ile değer biçiyorsunuz. İnsan değeri tek bir kelam ile şekil
alıyor normların dışına çıkıyor, marjinalleşiyor.
Komşunun kızı gecenin yarısı yakışıklı bir delikanlının arabasından mini
eteğiyle inerken yargılamaya hazır bir yargıçsınızdır artık hayat okulu
diplomanızla. Görüntünün pornografisine acken elalemin namus bekçileri
oluverirsiniz bir anda. Ayşe’nin kızı üniversiteden mezun olup bir de evlendimi
ondan namuslu yoktur artık. Birde Fatma’nın kızına bakın hele; üniversiteyi
bırakıp kendini resime veriyor yalnız başına yaşadığı evinde. Üstünü üstlük
bazı geceler evine bir erkek girip çıkıyor. Bak sen ‘ahlaksız’a!
“Nymphomaniac”ın ahlaksız olduğuna o dini bütün iktidar karar veriyorken,
ceplerimize uzanan elleri onların ahlaklarını gözler önüne seriyor. Yaratılışımızın
temeli “seks, zina” (adı her ise) iken, temsil ettiği vatandaşın hakkını yemek
ahlaha ahlak katıyor! Yalnız tek suçlu iktidar değil bizlerde işin içindeyiz. Arabanın
camından attığın pet şişenin sonunu düşünmezken, evde kızartma yaptığın yağı
lavobanın deliğinden boca ederken kirlettiğin deniz suyunu,öldürdüğün balıkları
umursamazken, binlerce kağıt parçasını basket atarcasına çöp kutusuna
sallarken, AKP’nin kestiği ağaçların en büyük savunucusu olursun bir anda. Fikirler
ile icraatlar bir olursa hedefe varılabilir. Bilinçsiz fikir koca bir hiçtir.
Ben şimdi dedikodunuzun önüne koyduğum, ağırlığı beş-on gramı bulmayan
kelime barikatlarımla o çok değerli iletişim sürecinizi baltaladığım için
sevilmeyen olurum bir anda. Artık günlerde yerim yoktur yahut okul sırlarında,
en popülerin yanında.
Ahlakı tartışırken önce Sokrates’inde dediği gibi “kendini bil”mek önemli.
Ardından da gene Sokrates’e ait olan “bildiğim
birşey varsa o da hiç bir şey bilmediğimdir” cümlesi ile felsefeyi alevlendirmeli.
Ben kimseyi terbiyeli ya da terbiyesiz yapamam. Kaldı ki ben ne kadar
terbiyelim? Var mıdır bu terbiyenin bir tartısı? Haklısınız ahlakı benim gibi
bir ahlaksızdan mı öğreneceksiniz? Sayısal alanın dışına çıktığımızda her sorunun
cevabı görecelidir. Gerçi ilkoku sıralarında matematik sorularının altına “1. yol,
2. yol...” yazdığımızı anımsadım nedense? Ahlaklı olmak bu söylemlerime karşı
kendi kendime bir ironi oluşturmama sebebiyet verir; ahlaklı olmak seni sürekli
seçime yönlendirir. Ancak her seçtiğimiz ise bir ahlak göstergesi değildir.
