Geçtiğimiz günlerde duydum ki Tayyip bey sosyal medyada onu, yandaşlarını ve kalemşörlerini lekeleyen yazıları engellemek amacıyla “ultra demokratikleştiğimiz” şu süreçte bir yenilik daha yaparak internet kullanımını Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna denetlettirme kararı almış. Üstüne üstlük meslek liselerinde kaldırılan beden eğitimi derslerinin sosyal yaşantı anlayaşı sosyal medya olan bazı gençleri bir nebze daha pasifize etme politikasınıda hayata geçirmiş.
Biz interneti daha aktif ve “bilinçli” olarak kullanan gençlerde engelleme ve denetimden korkarak klavyemizin tuşlarından onun istedemeği harfleri çıkaracakmışız. Diyelim ki çok korktuk ve klavyemizi kırdık. Hatta kırtasiyeler bile kalem kağıt satmaz oldu korkusundan. Ya fikirlerimiz! Gerçi onda da ustasın; yandaşlarının eline verdiğin palalarla, kurduğun polis devletiyle fikirleri fiziksel güç ile katletmekte üstüne bir lider yoktur(Buradan Hitler’e selam olsun!)!
Alkole yapılan zamlara ve belirli bir saat zarfı içinde temin etme politikalarına rağmen,büyük zorluklar ile temin ettiğimiz meretle ve dostlar ile sohbetteyken sana savurduğumuz ağız dolusu küfürleri kim,hangi makam denetleyecek? Nasıl kısacaksın sesimizi?
Toplumsal hafızası silik bir toplumda yaşıyor olmam bu ülkeye ve kamuoyuna yapılanları benimde görmezden geleceğim anlamına gelmez.Görmezden gelenler ise senin medya ve televizyon yoluyla pasifize etme politikana sadık kalan tiplerdir.11 seneden sonra sana duyduğum antipatiyi 11.000 sebeple açıklayabilirim ancak sene başına 11 örnek vermem kafidir ;
1) Daha yolun başları çıraklık dönemleri AKP hükümetinin sene 2003 ben ise daha 13; Maliye Bakanı Unakıtan, devletin mallarını “babalarının mallarıymışcasına satacağını” izah ederken…Eşi Ahsen Hanım, türban gerginliklerine formül buluyor,saçını eşarp ile bağlıyor,öğrencilik yıllarında çok havalı olduğunu,”Vakko”’dan şapkalar aldığını anlatıyordu.
Kafasına çuval geçirilen askerlerimiz, Kerkük’ün Kürt Valisi’ne suikast planlamak ile suçlanırken…PKK, Tunceli Valisi’nin konvoyuna saldırıyor,analar ağlıyor iki vatan evladı şehit oluyordu.
Hal böyle iken Başbakanın küçük oğlu Bilal Bey evleniyordu.Gelin henüz 17 yaşındaydı.Düğün Lütfü Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapılıyor,salon ise o zamanın parasıyla 7 bin dolara kiralanıyordu.
2) Sene 2004 Milli Eğitim yeni sloganı “Oku, Düşün, Uygula, Neticelendir” ile kolları sıvıyordu. Ancak Yılmaz Özdil’in tespitiyle başharfleri yanyana dizince ortaya “ODUN” çıkıyordu!
3) 2005 yılıyla birlikte Kuran kursları gazeteler özenmiş olacaklar ki promosyon dönemine giriyor, çocuklara bisiklet, bilgisayar ve cep telefonu veriyordu.Türk Telekom, Lübnan şirketine satılıyor, kese şişiyor, halkın gözünü boyamak gerekiyordu.Müslümanlık “rabbena hep bana” demek değildi! Mersin ve İskenderun limanlarıda bu dönemde satılıyor, Amerikalılar, Garanti Bankası’na ortak oluyordu…
4) Kutuplaştırmanın başına oturan canavar ayağını gazdan cekmemeye devam ediyor turban yetmezmiş gibi birde başımıza “haşema” çıkıyordu.Türk Hava Yolları düşme tehlikesi yaşayan uçaklarının sağsalim kalkışının şerefine deve kesiyor, Kurban bayramında Saddam asılıyordu.Hükümetimiz ise kurbanlık kuzularla yarışıyordu sessizlikte.Tek başına hukuk mücadelesi veren dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer bir yılda 25 yasayı veto ediyordu ama ne fayda. Seneye Gül dönemi ile AKP için Gül’lük gülistanlık olacaktı herşey(2006).Türkiye Sezer’in gidişyle neleri kaybettiğinin çok geç farkına varacaktı.
5) 2007 1 Mayıs’ı tam bir kaostu. İstanbul Valiliği işçinin en doğal hakkını elinden alıyor,Taksim’de olan kutlamaları yasaklıyor 900 kişi gözaltına alınıyordu.
6) 2007 bitiyor 2008 geliyordu.Tarihte ilk defa Anıtkabir’in elektiriği bir yılbaşı gecesi kesiliyordu.Ampul olmuş avize; ulu öndere ışık vermemekte kararlıydı.
7) 2004/2008 yılı toplam şehit sayısı 508’idi.Ne açılım ne de sorun kelamları vardı hükümetin ağzında. Oldu olacak terörist başını mapustan çıkarılım başımıza koyalım diye ahkam kesiyordu Kasımpaşalı.Kasımpaşaspor’un esamesi okunmazken 5 sene içinde süper ligdeydi.
8) Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesiye evet/hayırı gündelik hayatta artık birer ideolojik kelime olarak algılamaya başlamıştık.Verdiler kömürü verdiler beyaz eşyayı… Ak kara birbirine karıştı; %69 “evet” çıktı. Artık evet/hayır gündelik ritüelist anlamına dönebilirdi.
9) 1919’un 16 Mayıs günü, Mustafa Kemal’in Bandırma vapuruyla Samsun’a gitmek üzere yola çıktığı gün 2008’in 16 Mayıs’ı Bandırma limanı ve Samsun limanı satıldı.
10) Ergenekon dalga dalga büyüyor bu dava sürecinde sorgulanan sanıkların hemen hemen her biri “Ergenekon ne? Daha önceden hiç duymadım.” diyordu.Bir bilinmezlikti…
11) Yeryüzünde nefes alamamızı sağlayan ve verimli toprakların sebebinin tek bir ağaç ile olduğunun farkında olmak istemiyordu kimileri. Gezi direnişi iktidarın koltuğunu sallayan, kamuoyuna bilinç aşılayan bir milattı biz genç kuşaklar için. Dershaneler din kardeşlerini birbirine küstürüyor fani çıkarlar ağır basıyordu. Bunu da hatırlatmama gerek olmadığını düşünüyor ancak dokunmadan geçemiyorum.Ayakkabı kutularından çıkan paralar ile ayakkabı kutusu için şaşalı bir kutu üretim fabrikası kurulabilirdi.Ne de olsa geldiği yerde çok vardı; dahası lazımdı.Artık beylik laflar etmeye lüzum yoktu “Kral çırılçıplak”tı.
Sanırsam içerikleriyle 11 örneği geçti bağışlayın vaatleriminden fazlasını verdiğim için.Daha nicelerine de değinemediğim için…
Ama eminimki benim bu sözlerim senin o astarsız yüzünü düşürmeye yetmez! Kişisel hak ve özgür iradeye bağlı kalarak söylenen fikirleri sen şimdi hakaret sayar benide aldırırsın evimden. Tek bir ricam var mapus damlarında beni birasız koyma “Ne olur”!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder