Mesele yalnız olmak değil.Mesele bununla başa çıkmak. Yalnızğı
tarif ederken bile yalnız değilsin aslında yahut yalnız olduğunu düşünürken…
Fikirlerinde onlar var; bir zamanlar yanında olanlar...Ne sıkı dost ne sıkı
akraba ne kara sevdalılar. Bir zamanlar yanında olanlar…
Fikirlerini kağıda döktüğün anda kalemle bütünsün artık. Korkma
yalnız değilsin, aranızda bir bağ var. Dokuyorsunuz birbirinize tek gecelik aşk
yaşarmışcasına. İşin bittiği anda masanın üzerinde kalacak olan bir kalem
merhem oluyor yaralarına, seni anlıyor ve en önemlisi seni en doğru şekilde
anlatıyor elaleme kıyasla. Ben post-modernizmin vücut bulmuş haliyim dersen, o
zaman klavyedir dostun. Kalemden daha şanslıdır klavye, on parmağında temas
eder ona. Daha pahalı, daha şık, daha teknolojik… Kimilerine göre önemlidir bu
ayrıntılar. Efendim, hayat ayrıntılarda mı gizldir? Tabi tüm fikirlere saygı
duymak gerek sonuçta.
Fazla dağılmadan, bunu okurken bile yalnızsın işte. Benim sayemde
artık yalnız değilsin korkma. Kelimelerim kurtarıyor seni. Sabah uyandığında
annen yatağını topla demiyorsa o mezzo-sopranoları kıskandıran sesiyle, banyoda
senden önce günlük telaşa kapılmış bir ses “banada bir adet yumurta haşlar mısın?”diye
sormuyorsa, o tek başına ettiğin kahvaltıda 4’e böldüğün yumurtadan daha
yalnızsın. Bakma burada 4’ün tek başına durduğuna tek bir kelam olması bile onu
senden üstün yapar nasıl olsa. Dört; gördün
mü bak? Artık 4 harf olarak dimdik ve yanyana. Kelimeler senden daha güçlü ve
üstündür kimi zaman. Bunu sakın unutma.
Kahvaltınıda ettiğine göre kıçını yırtırak, bankaların sana
“mortgage” adı altında kakaladığı 10 yıl yahut 20 yıl boyunca krediye ait olan
evinde(evde) işin bitti artık, hadi at adımını dışarı. Sen o kadar fakir değil
misin? Daha da iyimser bir portre çizebilirim senin için.
1 Euro = 2.5 TL’ye
sabitlenmiş kurdan yüzde 80’i kredilenmiş ithal arabanda kendini zengin
hissediyorken, durda tadını kaçırayım o camdan örme kocaman binadaki ofisine
giderken. Motor sesinin sana verdiği hazla mutlu oluyorsan, taze bir aşkın heyecanıyla,
koca çınarın gövdesine kazınmış 2 harf kadar yalnızsın o mavi gözlerinin
ardında. Vitesin üzerinde eline dokunan bir el olmadığı sürece, alttan ısıtmalı
koltuğunda dinlediğin şarkılar aklına birini düşürmüyorsa yalnızsın işte.
Şişmanların bir heves ile aldığı, üzerinde iki koca ayağa hasret bir koşu bandı
kadar yalnız ve acınası.
Ne oldu şimdi şemsiye bir anda tersine mi döndü?
Sözümü kesmede bitirmeme müsade et! Şöminenin önünde “Grigsby
Vineyard Cabernet Sauvignon (2007)” Rocca markalı şarabını içerken bile binlerce
dolar verdiğin üzümlerden daha yalnızsın. Çatal, bıçak ve kaşık bir 3’lü iken
sen, o koca kıçını rahat ettirmek adına kestirdiğin ıhlamur ağacından yapılmış
sandalyende yalnızlığımı paylaşıyorsun işte. Görmüyor musun hala? Çatal, bıçak
ve kaşık 3’lüsü aralarına bir de tabağı almış, nisbet yapıyorlar sana.
Tamam mutlu olacaksan itiraf edeyim, herkes bir gün ölecek. O zaman gerçekten yalnızlığı
anlayacaksın. Seni mutlu eden maddi olguları kimseyle paylaşmak zorunda
kalmayacaksın. Yalnız gebereceksin hasta yatağında. Miras bırakacak kimin
kimsen olmayacak. Teknolojiyle birlikte robotlaşan ev gereçlerine özendiğin
için lanet okuyacaksın kendine, ama nafile…
Kimilerine göre yalnız olsamda, mutluyum kelimeler ile yaşamaktan
ve yaşlanacak olmaktan. Korkmayın ve endişelenmeyin adıma.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder