19 Şubat 2014 Çarşamba

7/24 Yalnızlık


Mesele yalnız olmak değil.Mesele bununla başa çıkmak. Yalnızğı tarif ederken bile yalnız değilsin aslında yahut yalnız olduğunu düşünürken… Fikirlerinde onlar var; bir zamanlar yanında olanlar...Ne sıkı dost ne sıkı akraba ne kara sevdalılar. Bir zamanlar yanında olanlar…

Fikirlerini kağıda döktüğün anda kalemle bütünsün artık. Korkma yalnız değilsin, aranızda bir bağ var. Dokuyorsunuz birbirinize tek gecelik aşk yaşarmışcasına. İşin bittiği anda masanın üzerinde kalacak olan bir kalem merhem oluyor yaralarına, seni anlıyor ve en önemlisi seni en doğru şekilde anlatıyor elaleme kıyasla. Ben post-modernizmin vücut bulmuş haliyim dersen, o zaman klavyedir dostun. Kalemden daha şanslıdır klavye, on parmağında temas eder ona. Daha pahalı, daha şık, daha teknolojik… Kimilerine göre önemlidir bu ayrıntılar. Efendim, hayat ayrıntılarda mı gizldir? Tabi tüm fikirlere saygı duymak gerek sonuçta.

Fazla dağılmadan, bunu okurken bile yalnızsın işte. Benim sayemde artık yalnız değilsin korkma. Kelimelerim kurtarıyor seni. Sabah uyandığında annen yatağını topla demiyorsa o mezzo-sopranoları kıskandıran sesiyle, banyoda senden önce günlük telaşa kapılmış bir ses “banada bir adet yumurta haşlar mısın?”diye sormuyorsa, o tek başına ettiğin kahvaltıda 4’e böldüğün yumurtadan daha yalnızsın. Bakma burada 4’ün tek başına durduğuna tek bir kelam olması bile onu senden üstün yapar nasıl olsa. Dört;  gördün mü bak? Artık 4 harf olarak dimdik ve yanyana. Kelimeler senden daha güçlü ve üstündür kimi zaman. Bunu sakın unutma.

Kahvaltınıda ettiğine göre kıçını yırtırak, bankaların sana “mortgage” adı altında kakaladığı 10 yıl yahut 20 yıl boyunca krediye ait olan evinde(evde) işin bitti artık, hadi at adımını dışarı. Sen o kadar fakir değil misin? Daha da iyimser bir portre çizebilirim senin için.

1 Euro = 2.5  TL’ye sabitlenmiş kurdan yüzde 80’i kredilenmiş ithal arabanda kendini zengin hissediyorken, durda tadını kaçırayım o camdan örme kocaman binadaki ofisine giderken. Motor sesinin sana verdiği hazla mutlu oluyorsan, taze bir aşkın heyecanıyla, koca çınarın gövdesine kazınmış 2 harf kadar yalnızsın o mavi gözlerinin ardında. Vitesin üzerinde eline dokunan bir el olmadığı sürece, alttan ısıtmalı koltuğunda dinlediğin şarkılar aklına birini düşürmüyorsa yalnızsın işte. Şişmanların bir heves ile aldığı, üzerinde iki koca ayağa hasret bir koşu bandı kadar yalnız ve acınası.

Ne oldu şimdi şemsiye bir anda tersine mi döndü?

Sözümü kesmede bitirmeme müsade et! Şöminenin önünde “Grigsby Vineyard Cabernet  Sauvignon (2007)”  Rocca markalı şarabını içerken bile binlerce dolar verdiğin üzümlerden daha yalnızsın. Çatal, bıçak ve kaşık bir 3’lü iken sen, o koca kıçını rahat ettirmek adına kestirdiğin ıhlamur ağacından yapılmış sandalyende yalnızlığımı paylaşıyorsun işte. Görmüyor musun hala? Çatal, bıçak ve kaşık 3’lüsü aralarına bir de tabağı almış, nisbet yapıyorlar sana.

Tamam mutlu olacaksan itiraf  edeyim, herkes bir gün  ölecek. O zaman gerçekten yalnızlığı anlayacaksın. Seni mutlu eden maddi olguları kimseyle paylaşmak zorunda kalmayacaksın. Yalnız gebereceksin hasta yatağında. Miras bırakacak kimin kimsen olmayacak. Teknolojiyle birlikte robotlaşan ev gereçlerine özendiğin için lanet okuyacaksın kendine, ama nafile…


Kimilerine göre yalnız olsamda, mutluyum kelimeler ile yaşamaktan ve yaşlanacak olmaktan. Korkmayın ve endişelenmeyin adıma. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder