“Sosyal medya üzerinde gerçek kişiler ancak gerçek olmayan/olamayan kişilikler var. Olmadığı kadar kendini seksapil hisseden/hissettirilen,hiç olmadığı kadar kendini yakışıklı göstermeye çalışanlar, hatta ve hatta hiç olmadığı kadar kendini zeki yahut hiç olmadığı kadar sersem olanlar..”
İşte tam bu noktada sosyal mecralarda nefret söylemi kendini
gösteriyor, doğuruyor yahut kendine bir yer ediniyor. İnsanlar
fesatlıklarıyla, elde etme arzularıyla, elde edememe hırslarıyla birbirine bok
atma süreci içine giriyorlar. İnsanlar insanlıktan çıkarak,sosyal medya
kronikleri haline geliyorlar. Ağızlarına gelenlerde cabası; yakışıklı isen bir
anda bakmışsın ki “ibne”olmuşsun, çok güzelsen de kesin “orospusun”!
Gerçek olmayan/olamayan kişiler için bu mecrada birşeyleri
başarmak, elde etmek günden güne kolaylaşıyor. Yaşam
amacı, kendini başkalarına pazarlamaya dönüşen stereotipler karşımıza
çıkıyor. Kişilik kayıpları, psikolojik sorunlar, bunalımlar kendini
gösteriyor. İnsanlar müptezel olup, hiçbir şeyden keyif almayarak, hayatlarına
intihar ile son verebiliyorlar.
Ne yalan söyleyeyim, "90’larda
ve milenyumun başlarında sabah 9’da evden çıkıp, akşam 9’a kadar top peşinde
koştuğum, eve girdiğimde ilk iş
bilgisayarı açmak yerine buzdolabını
açtığım, ardından sanal sayfalar yerine reel sayfalar karıştırdığım günlerin
özlemine kapılmaya erken yaşta mı başladım?" diye, düşünmüyor da değilim.
Vay benim evladımın
haline...


