Nefret belgeseli prömiyerinden 1 ay sonra, 7. Ege Belgesel
Günleri’nin çatısı altında, Ege Üniversitesi sinema salonunda gösterime
sunuldu. Belgeselin yönetmen koltuğunda gazeteci-yazar Esra Açıkgöz ve
akademisyen Hakan Alp oturuyor. Nefret, nefret suçlarına maruz kalan 10
bireyin ve ailelerinin yaşanmışlıklarına
ışık tutuyor. Ve bu yönüyle Türkiye’de sözlü tarih çalışması olarak da bir ilke
imza atıyor.
İktidarın medya ile
el ele yarattığı bu suçu, din, cinsel ve etnik kimlik, milliyetçilik unsurları
altında gözler önüne seriyor. Filmde, farklı
kentlerde yaşanan nefret suçu olayının mağdurları ve tanıkları konuşuyor.
Belgeselde yer alanlar arasında CHP Milletvekili Şafak Pavey, Diyarbakırlı
trans birey Öykü, Kürt işçi Fevzi Çelik, Türkiye Protestan Kiliseleri Birliği
Başkanı İhsan Özbek, Maraş katliamı tanıklarından Sevim Polat var. Belgesel, “Nefret
suçları, ‘biz’ kavramının dışında kalanlara, ‘ötekine ölüm’ demek olduğunu vurgulamayı ve Avrupa ülkelerinde ve
ABD’de bu konuda yapıldığı gibi, Türkiye’de de verilerin toplanmasına ve en
önemlisi bu verilerin kamuoyuyla paylaşılmasına, yargı ve medya çalışanlarının
eğitimine, nefret mağdurlarına rehabilitasyon desteği sağlayacak düzenlemelere
acil ihtiyaç olduğunun farkındalığını yaratmayı hedefliyor. Mağdurlarının nesne değil de özne olduğu bu
belgeselde, farklı din, etnik kimlik, cinsiyet, cinsel yönelim ve ideolojideki
kişileri dinlerken, empati güçlerini kullanmalarını
ve onları dinlerken farkında olarak yahut olmadan işlediğimiz nefret suçlarından
uzaklaşmamız gerektiğinin altını çiziyor. Aktardığı ve yaşanılan olayların
nefret söylemine dayandığını gazete küpürleriylede destekliyor.
Eşimiz, dostumuz direkt olarak nefret suçu işliyor bize
karşı yahut biz onlara karşı. Ne sıkı dostlara sahibiz, eğer ki gündelik
hayatta birbirimize karşı söylemlerimizi yargılamassak; “Aaa pembe gömlek mi giydin bugün?” dememiz
aslında “O seni ibne gibi göstermiş”in üzerine toprak eşelemeye çabaladığımızın
bir göstergesidir. Nefrete dayalı söylemler sadece medya ve iktidar tekelinde
kendine bir yaşam alanı yaratmıyor. Bizlerin gündelik dile dayalı söylemleriyle
varlığını sürdürüyor. Böylece onu yaratan medya ve devlet, varılığını devam
ettiren ise bizler oluyoruz. Gizli faşizm ile
birbirimize dayatmalarımız, söylemlerimiz yaşam tarzı olup çıkıveriyor
karşımıza. Kınadığımız iktidardan, coğrafyamızı bölen riyakar liderlerden bir
farkımız olmadığını gözler önüne seriyor Nefret belgeseli.
Bizler nefretle büyüdük ve o şekilde de büyümeye devam
ediyoruz. İlkokul sıralarında başlayıp lise sıralarına kadar uzanan, dinci,
milliyetçi, militarizmi yücelten ders kitapları ve öğretmenlerin desteğiyle
nefret, “bizden olmayını ötekileştir” mesajıyla bilinçlerimize işliyor, yolun en başında. İçine doğmuş olduğumuz aile
ve kültürel yapıda cabası... Şuanda her ne kadar üniversite sıralarında olsakta,
entellektüel bilgi birikimimiz egomuzla doğru orantılı şekilde tavan yapmış olsada,
salonda, belgeseli izlerken dikkatimi çekiyor; Öykü’nün(Nefret belgeselindeki
transeksüel birey) konuştuğu anlardaki yüzlere yayılan mimik ve bıyık altı
gülüşler. Sadece biz miyiz onu bu denli dışlayan? Kendi ağzıyla söylüyor Öykü,
“Duygularımı ve hissiyatımı ailemle paylaştığım sırada, abim bana öyle bir
baktı ki; ben o anda zaten öldüm.” diyor. Dışladığımız, ötekileştirdiğimiz,
bizler gibi olmayanlar karşısında sergilediğimiz tutum üniversite sıralarında
da devam ediyor. Ailesinden çektiği zulüm yetmezmiş gibi, onunda insan olduğunu
unutan bizler, onu bir seks işçisinden başka bir işe yaramayan köle olarak görüyoruz.
Bunu sadece tek bir birey üzerinden, Öykü olarak değil de, bütün transeksüeller
için genellemekte mümkün.
Ankara’da Hopa eyleminde panzere çıkan ve polis tarafından dövülerek
kalçası kırılan Dilşat Aktaş’a, Türkiye’nin Başbakan’ının, “Kız mıdır? kadın
mıdır? Çıkmış panzerin üzerine” söylemiyle saldırması ve medya yoluyla nefret
suçlarının önünü açması Nefret belgeselinde, kadın ayrımcılığını gözler önüne
seriyor.
Daha nice öyküler, hayatlar, nefrete dayalı suçlar barındırıyor Nefret. Yalnız
tek suçlunun iktidar değil bizlerinde işin içinde olduğumuzu görmemizi
arzuluyor. İki yüzlüğümüzü gözler önüne seriyor. Ben homofobiğim derken,
lezbiyen pornolarını ağzının suyunu akıtarak izleyenler olduğumuızun farkındalığını
yaratmak istiyor. Fikirler ile icraatlar bir olursa hedefe varılabilir.
Bilinçsiz fikir koca bir hiçtir.

.jpg)

