Nasıl
ki, “Başka bir Türkiye mümkün” diyebiliyorsak özgürce, “Başka bir Cumhuriyet de
mümkün” diyebilmeliyiz herkesçe. Çünkü Türkiye yönetiminde söz sahibi olan
dalkavuklar barış kelimesinin anlamını tahayyüllerine bile sığdıramamışken kalkıp
demokrasiyi sığdırsınlar. Görünen o ki onlar, barışınca ne yapacaklarını
bilmiyorlar. Kardeşlik kisvesi altında susmanın makbul geleceğini çok önceden
unutturdular. Herkesten evvel her şeyi normalleştirdiler. Cumhuriyeti bile... Bilir
misiniz Cumhuriyet nedir? Hatırlar mısınız evvela, tarih kitaplarında değil de kuramsal
anlamdaki Cumhuriyeti? Görünen o ki onu
da unutturmuşlar. Bilmem bu kuramın temellerini biliyor muydunuz evvela,
doğrudan demokrasinin gerekliliklerini... O kadar doğrudan ki artık demokrasi
gibi bir tanıma ihtiyaç duymayan bir demokrasi... Üç noktalara bile ihtiyaç
duymayan... Emin olun sizin şuanda kokusunu dahi alamadığınız, ancak mutlu ve
mesut bir biçimde yad-ettiğiniz havanın esamesi bile değildir Cumhuriyet.
Anlıyorum, ayakta tutmak için başta olan başsıza başkaldırmak adına tüm bu
bilinçsiz ancak sözde gösterişli söylemleriniz... Keşke Cumhuriyet bu şekilde
istediği-miz ölçüde ilerlese. Fransa’da
dahi cumhuriyetçi söylem sürmekte olsa da kavramsallaştırma çabası temelde
Türkiye’den bir fark gözetilmeksizin uyuklatılma durumu içerisindedir. En
başında bu ülkede kardeş kardeşe küstürülmüş, barıştıkları anda birbirlerini
nasıl yaklaşacaklarını unutan zekaları emilmiş insanlardan oluşmakta artık.
Akılları demiyorum, zekaları; bir kimseden akıl alabilirsin ancak zeka alamazsın mesela. Akıl; kuralları ilkeleri kavrayıp benimsemeyi, doğru davranma
ve konuşmayı, dolayısıyla toplumsal ilişkilerde uyumlu olmayı, makbul bağlar
kurmayı temin eder. Akıl ne kadar toplumsal ise, zeka o derece bireysel bir meziyettir. Zekiler itiraz eder,
sorgular şüphe eder. Akıllılar ise kendilerinden bekleneni en iyi şekilde
yaparlar. Yani, “Zeki olmasın, kendi zihnini kullanmasın onu bile başkasından
ödünç alsın hatta bunun için kredi bile kullansın yeterki topluma uysun...”
Bir
aptalın düşünmekten anladığı, rasyonalizasyondur. Boş bir lafı, manasız bir
davranışı mantıklı göstermektir onun işi. Tıpkı Ak parti şovenizmi gibi... Asla
değişmez, pişmanlık duymaz, kendi çıkarından başkasınınkini umursamaz,
aydınlanmaz, tazelenmez; odunlaşır! Tüm bunları yaparken "odunların" da kökünü kazır.
Eğer
ki bu zihniyetten uzaklaşmak istiyorsak, “Türkiye toplumunu bir arada tutan
pozitif bir etikopolitik bir değer yahut içerik yoksa, bizi bir arada durduran
şey nedir peki?” sorusunu ele almamız gerekir. Türk toplumunun, demokrasisini
ve cumhuriyetini ayakta tutan ne kardeşliktir ne dostluktur ne ailedir ne de kan
bağıdır! Kanımca tek bir cevap da çıkmaz bu soruya ancak verebilecek ana cevap nefret
ve suç ortaklığıdır. İşte bu iki ‘insani’ dürtüdür bizi ayakta tutan!
Her
daim acının eksik olmadığı boy boy manşet fotoğraflarına bakın, her gün. İşte normalleştiren
Ak parti aklı oradadır. İşte yeni Türkiye'nin demokrasisi ve cumhuriyeti o
arşivlerde gizlidir. Bu arşiv envanterlerinden aklıma geldikçe ve biraz da
kopya çekerek örnek vermek isterim: Van depreminin ardından Kürtlere koliler
içerisinde taş göndererek “ohh olsun!”
çekenler cumhuriyetin temelini zedeleyen suç ortaklarıdır, çocuğunu sınava
hazırlarken on binlerce lira harcamışken sınav sorularının çalınmasına ses
etmeyen ve dahi onun hakkını bir başkasının savunduğu sırada polis tarafından “müdahile”
edilmesine kılı kıpırdamayan ebeveynler cumhuriyetin temelini zedeleyen suç
ortaklarıdır, Fitresini-zekatını kendi işçisine verecek kadar ahlaksızlaşan ve
kendisini ‘akıllı’ sanan dinsizler cumhuriyetin temelini zedeleyen suç
ortaklarıdır, Üreticiyi tohumdan edip, bu topraklardan bile verim alınmasın
diye elinden geleni yapan, tarımda bile bu ülkeyi ithalata sürekleyen, kazanç
hırsıyla kendi üretimi artsın diye üreticinin alın terini hiçe sayan çapraz tekeller cumhuriyetin temelini zedeleyen suç ortaklarıdır, sözde çoğunluğun sesi olan sessiz siyasiler ve madenlere ‘yaşam
odasını’ zorunlu kılmayan riyakar liderler cumhuriyetin temelini zedeleyen suç ortaklarıdır, etten
ibaret sol yumruklarını sistem çarkının arasına sokmaya korkan ve daima havada olan kollarının altın suyuna
banıldığının farkında olmayan emitasyon solcular cumhuriyetin temelini
zedeleyen suç ortaklarıdır, herhangi
bir örgütlenme çabası bile göstermeyip de her fırsatta, “Bu halk koyun be
kardeşim!” deyip duran ‘akıl sahipleri cumhuriyetin temelini zedeleyen suç
ortaklarıdır, pırıl
pırıl çocuk zekalarını yosunlaştıran dini doktrinler, gencecik barutların
fitilini söndüren patronlar, tüm bu bastırılmışlığın ardından ortaya çıkan,
kadın döven adamlar var birde... Evet, anaları ve bacıları olan cinsten, insan
evladı olduğunu savunan 'adamlar' da cumhuriyetin temelini zedeleyen suç ortaklarıdır. Ve herkes kadar biz gençler de cumhuriyetin temelini zedeleyen
suç ortaklarıyız; gündemi ve hayatı sosyal medyadan ibaret sandığımız,
gezip-görüp, okuyup-bilmediğimiz, tepkimizi eylemle değil de kopyala-yapıştırdan ibaret ‘akıl’ dolu cümlelerle gösterdiğimiz için, evet, bizlerde cumhuriyetin
temelini zedeleyen suç ortaklarıyız!
Tüm
bunları oturup düşünürken Mevlana'nın bir lafını da zihninizin bir köşesine
yazmanızı tavsiye ederim; “Ne aradığını bilmiyorsan bulduğunda da hiçbir şey
anlamazsın”... Tıpkı yaşadığımız, uzaklarda kalan ve belki kimilerinin hiç
yaşayamadığı Cumhuriyet gibi... Umuyorum ki artık maskelerimiz ve yalanlarımız
çoğalmaz, işte o zaman ne Cumhuriyetin ne de kendimizin mezarı oluruz!

