Bilmek tıpkı bir ana gibi. İleride başını dert olacak
tohumlar ekiyor dünyaya. Bilmek en ağır günah. İnsan hiçbir şeyi bilmediği için
değil, her şeyi bildiği için mutsuz. Evet iddia ediyorum, her şeyi. Herkes kendi penceresinde her şeyi
bildiği için mutsuz. Ben mi? O kadar çok biliyorum ki okuduğum bir yazarın
cümlelerini ağzına tıkıyorum, yürürken dengem bozuluyor düşünmekten, izlediğim filmlerin sonunu biliyorum, geceleri uyuyamıyorum. Kaldıramıyorum bildiklerimi; dünyanın güneyindeki uyuşturucu
kartellerini, kuzeyindeki soğuk tipli demokrasiyi, orta doğudaki cihat uğruna
işlenen cinayetleri, bir toprak parçasını sahiplenmek adına köleleşmeyi,
markalar uğruna metalaşan insanları... Bu yüzden uyuşturuyorum beynimi her gece
altı yedi kadehle. Düşünmeden uyuyabilmek için.
Tek istediğim kurtulmak hepsinden. Geri dönmek, hiç doğmamış
gibi ana rahmine. Dünyanın bataklığı neresi ise orada doğmalıyım yeniden,
çırılçıplak. Belki Afrika yahut Güney Amerika olmalı memleketim. Bir o kadar da
kirli olmalı tenim. Simsiyah. Korku salmalıyım görenlere; cesaretimden ziyade
çehremle. Gördüğüm duyduğum her şeye inanmayalım. Öyle sahiplenmeleyim ki inançlarımı
yüzüme kadar dövme ile doldurmalıyım bedenimi. Okumamalıyım. Yumruk ve silahtan
başka dostum olmamalı. Kavgayla kazanmalıyım. İki, bilemedin üç bin dolara
gözümü kırpmadan adam öldürebilmeliyim. Nam salmalıyım yer altı dünyasına. Bir
gün elinde siyah bir çantayla, sinekten geçilmeyen mahallemde, takım elbiseli
birini görmeliyim. Hedefimin dünyaca tanınmış bir siyasi lider olduğunu söylemeli.
Öyle cahil olmayalım ki sadece para uğruna bir lider öldürmeyi
düşünebilmeliyim. Öğretmeliyim diplomasız cahil cesaretimle herkese,
merkeziyetçi Cumhuriyet’lerin kıyafet değiştirmiş monarşiden farksız olduğunu! Gidermeliyim
dünya üzerindeki liberallerin, sattıkları ama hiç yemedikleri kurşunlarla
özlemlerini. Dünyayı kaosa sürükleyen, en cahil öğretmen olmalıyım.
Bildiklerinin o anda hiç bir işe yaramadıklarını öğretmeliyim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder