31 Temmuz 2014 Perşembe

Ramazan


Yaşın kaç olmuş kuzenine hala daha yeğenim diyorsun, soy ağacını bilmiyorsun! Sonra da kalkmış, "Bayram selfie"si vs. diyorsun... Kısa mesaj üzerinden sözde sevdiğin her bir bireye aynı iletiyi yolluyorsun. Sosyal medya üzerinden ise arkadaş listende ekli olan herkese, "İyi bayramlar " diliyorsun; yanılıyorsun! Keşke sadece buradan dileyerek herkese iyi bir, üç yahut dört gün yaşatabilsen... Evet, hayat sözcükler üzerine kurulu, insanların birbirlerine dokunmasını sağlayan kelime örgüleri ile harmanlanmış iletişim sürecidir. Burada sana katılıyorum. Yaşadığımız hayatın, bize her bir tanıdığımızı ziyaret etme olanağını sağlamadığını savunuyorsun; 5 yıldızlı oteller zinciri eşliğinde. Anlıyorum, bir yıl boyunca sömürülüyorsun, senin sayende Porsche'ye binen müdürün yahut patronunun kamçısı altında. Unutma, o otellerin şezlongu altında sende sömürüyorsun. Bebeğinin kokusunu unutan bir garsonu... Ultra her şey dahil otelinde, yemek tabağına döner doğrayan bir aşçının “Siktir git” diye bağıran bakışları altında kıyım kıyım kıyılıyorsun. Ama unutmuşum, sen sadece İsrail’in bombaları altında çocuk sevebiliyorsun! Bayramın bilmem kaçıncı günü, yolda eşinle ve çocuğunla yürürken, sana, “İyi bayram abi!” diyen yırtık kıyafetli, on yaşlarında, babasına “eşşek” küfürünü savurduğun bir çocuğun bakışları altında yeniden eziliyorsun. Çok değil, neredeyse üç ay evvel Soma faciasıyla 432 çocuğun öpecek bir baba eline hasret olduğunu unutup, yetmiş yaşındaki babanın titreyen ellerini, henüz daha o hayatta iken görmezden geliyorsun. Bayramlarda günlük ücretini iki katına çalışarak, şirketinin sana verdiği, sahiplik yapısına her gün siyasal açıdan sövdüğün çikolata markasını lüpür lüpür, midene indirebiliyorsun. Birde sosyal medya adı altında oturduğun fotokopi makinesi üzerinden kalkıp, kamere karşısına geçmiyor musun! İşte o an da, dünya üzerindeki bütün liberalleri kıskandıran gülüşünle, sana, kat ve kat gülümsememi sağlıyorsun... Ramazan boyunca içmeyip, bayramın ilk günü şişelere sarılınca, yüzündeki gülümsemeyi makul bir transfer ücreti ile bana devir ediyorsun! Kutlamaya çalıştığın Ramazan bayramının adını şeker bayramı olarak biliyorsun... Ulan bu nasıl bir din, sen nasıl bir dindarsın!


Bizlerin bu mecradaki performansı üzerine, iletişim fakültelerinde reklamcılık bölümlerine ihtiyaç duyulmamalı. Neyse gene çok içtim, dallanıp budaklanacak bu konu. Bir elektrikli testereye ihtiyaç duymadan ellerimi klavyeden çekeyim. Kusuruma bakmayın artık, unutuyorum içine doğduğum toprak parçasının imkansızlıklarını, ayrımcılıklarını... Haa, unutmadan;
"İyi bayramlar!"

3 Temmuz 2014 Perşembe

Cahil olmalı...



Bilmek tıpkı bir ana gibi. İleride başını dert olacak tohumlar ekiyor dünyaya. Bilmek en ağır günah. İnsan hiçbir şeyi bilmediği için değil, her şeyi bildiği için mutsuz. Evet iddia ediyorum,  her şeyi. Herkes kendi penceresinde her şeyi bildiği için mutsuz. Ben mi? O kadar çok biliyorum ki okuduğum bir yazarın cümlelerini ağzına tıkıyorum, yürürken dengem bozuluyor düşünmekten, izlediğim filmlerin sonunu biliyorum, geceleri uyuyamıyorum. Kaldıramıyorum bildiklerimi; dünyanın güneyindeki uyuşturucu kartellerini, kuzeyindeki soğuk tipli demokrasiyi, orta doğudaki cihat uğruna işlenen cinayetleri, bir toprak parçasını sahiplenmek adına köleleşmeyi, markalar uğruna metalaşan insanları... Bu yüzden uyuşturuyorum beynimi her gece altı yedi kadehle. Düşünmeden uyuyabilmek için.

Tek istediğim kurtulmak hepsinden. Geri dönmek, hiç doğmamış gibi ana rahmine. Dünyanın bataklığı neresi ise orada doğmalıyım yeniden, çırılçıplak. Belki Afrika yahut Güney Amerika olmalı memleketim. Bir o kadar da kirli olmalı tenim. Simsiyah. Korku salmalıyım görenlere; cesaretimden ziyade çehremle. Gördüğüm duyduğum her şeye inanmayalım. Öyle sahiplenmeleyim ki inançlarımı yüzüme kadar dövme ile doldurmalıyım bedenimi. Okumamalıyım. Yumruk ve silahtan başka dostum olmamalı. Kavgayla kazanmalıyım. İki, bilemedin üç bin dolara gözümü kırpmadan adam öldürebilmeliyim. Nam salmalıyım yer altı dünyasına. Bir gün elinde siyah bir çantayla, sinekten geçilmeyen mahallemde, takım elbiseli birini görmeliyim. Hedefimin dünyaca tanınmış bir siyasi lider olduğunu söylemeli. Öyle cahil olmayalım ki sadece para uğruna bir lider öldürmeyi düşünebilmeliyim. Öğretmeliyim diplomasız cahil cesaretimle herkese, merkeziyetçi Cumhuriyet’lerin kıyafet değiştirmiş monarşiden farksız olduğunu! Gidermeliyim dünya üzerindeki liberallerin, sattıkları ama hiç yemedikleri kurşunlarla özlemlerini. Dünyayı kaosa sürükleyen, en cahil öğretmen olmalıyım. Bildiklerinin o anda hiç bir işe yaramadıklarını öğretmeliyim.