22 Temmuz 2016 Cuma

Bırakın uçmak kuşlara münhasır olsun...



Samimi olmak en güzel keramettir, bırakın uçmak kuşlara münhasır olsun... diye başlıyordu bu saatlerde Muhsin Ünlü. Güneş doğmaya yakın. Sanki dolunay güneşi kıskanıyordu. Bizler, adına seher diyorduk bereket aramak adına vesilelere sarılırken. Samimiyetsiz insanların yaşanmaz hale getirdiği şu yavan dünyada mutluluk avı... "Bu ne lüks?" diye sormazlar mı adama! Bu ne beyhude çabaydı ve bizi boğmaya devam eden bizce manalı onlarca manasız uğraşlarımız.
Çok değil, Facebook, balta-kürek, ot-bok (bunlar insanların şahsına münhasır şeyler ya neyse...) türetilmeden evvel gazete küpürlerinden okuduğunuz haberler vesilesiyle bile bir kafayı yemişler ülkesinde olduğunuzu hissetmiyor muydunuz ey büyüklerimiz? Gene sahte gülüşler, maskeler, samimiyetsizler ve günümüzün bok çukurları... o zamanlarda yok muydu? Fikirleriyle bir dergi yahut gazete köşelerinde atışan abi ve ablalar kahkahalar eşliğinde bir rakı sofrasında buluşmuyorlar mıydı akşamları, yoksa ben mi çok yanlış okudum yakın tarihi? Şu devirde kalplerimizin kepenklerini kapatıp gitmeli mi; samimi olmayı beceremeyen ruhlarımız artık neden ölmeden çürümesin ve neden tükenip gitmeyelim ki?
Şimdi ne yapmalı diye sorabiliriz kendi kendimize ki kanımca verilecek olan cevap şudur: Bırakın bari üçer üçer doğan çocuklarımız mutlu yaşasın (eğer ki üçünü birden mutlu yaşatabiliyorsak). Zaten onlar bu fırsatı hiç tadamayacaklar ki... On ikili boya kalemi kutusunun içine tıkıştırılmış ancak birbirinden farklı olan renklerden aynı renkte güneş yahut balık çizmelerini istemeyecek miyiz zaten? Tek bir kutudan farklı renklerin çıkmasının doğallığını doğalarına tattırmadan her bir rengi kutuplaştırmayacak mıyız birbirine? Ve ardından birbirlerine karışıp rengarenk ama bir o kadar da ortak dil ile çizilmiş dünyanın üzerine işemeyecek miyiz samimiyetsiz tebessümler ve dünya malı, şan-şöhret adına... masum kalemleri bir tıraş makinesine sokmayacak mıyız? Çocuklarımızın çocukluk ruhlarını bile satmayacak mıyız gelecek kaygısı adına?
Ve en sonunda onlar da bizlere dönüşmeyecekler mi?