Acıyorum; selfi çubuğunun ötesine gidemiyor neslin hayalleri. Müsaadeniz ile hedef kelimesini ağzıma dahi almıyorum, alamıyorum. Acıyorum, ebeveyn emeklerine milyarlık balık sürüsü edasıyla, aynı ekmeğin ardından koşuşturanlara... Kimisi, altı yüz TL'lik asgari ücret zammının ardına tutunuyor, kimisi... geriye kalan cehalete dilim bile varmıyor. “Bir de şu açıdan çekelim” diyorlar, ebeveynlerinin utangaç bakışları altında, hayatına dahil etmeye çalıştıkları ‘fotoğraf sanatının’ açılarını özgürce kullanmaya çalışarak (hayatındaki tek sanat, uzunca bir selfi çubuğu olsa gerek diye gülüyorlar onları gören entelektüeller. Bir parantez daha açmak istiyorlar, ona da sanat denilebilir ise...). Ebeveynler utanıyor, bir zamanlar benimde onlardan utandığım gibi! Ben ise tüm bunları düşünürken ve olayları izlerken, kırmaktan her daim kaçındığım, sokağa itilmiş üç çocuk yanaşıyor yanıma, 50 kuruş adına, yanımda bir bisiklet ve sayısını o an için onlar kadar iyi bilmediğim boş bira şişeleri, kulağımda kulaklık... “Bozuk param yok”, bu cümleyi çek çekebildiğin yere, zaten paranın bekareti hiç olmadı ki... Şaka değil yahut alay, cebimde 1 liram bile yok, kredi ve Baudrillard sebebiyle sövdüğüm ancak kopamadığım o banka sebebiyle... Bunu onlara desem ne anlayacaklar? O sebepledir ki, “Alın diyorum boş şişeleri istediğiniz meblağdan daha fazla eder!”. Onlar da bana diyorlar ki sokağın yavşaklığıyla, “Yok abi ya, at onları denize!”! Onların lugatında ise ise bu cümle, “Al abi, onları kıçına sok!” demek... Daha fazla ne diyebilirim ki, hayat her daim üç noktadan ibaret. Utanmadan, utanma nedir bilmeden, “Abi sen onları bize vereceğine denize at!” diyorlar... Onları atasım geliyor, ancak biliyorum, onların hiç bir şeyin, en başta ebeveyn değeri bilemediklerini! Hatta ve hatta uzatıyorlar samimice ilerleyen muhabbetimizi (ömürleri sağlıklı ve uzun olsunlar), “Beş tane mi içtin abi! Bu bisekleti nasıl süreceksin!” diyorlar. Kıyamam, beni mi yahut çalmak istedikleri bisikletimi mi düşünüyorlar... (Kafalarında kırabileceğim şişeleri görmemezlikten gelmemeleri onların adına sevindirici...). O anda öyle çok kelimeyi ard arda dizmek istiyorum ki, “Belki bir hayat kurtarabilirim" düşüncesi ile... Susuyorum. Para vermedim ya, yüzüme karşı edemedikleri küfürleri içlerinden ede ede, uzaklaşıyorlar benden. Geleceğin hayallerini, çocukların üzerlerine kurduğumuz gibi..!
Emek vermeyen, bilinçsiz ebeveynlerin ardından evlatlarından bir ‘başarı’ bekleyen’insanlara da tahammül edemiyorum! “Siz neydiniz ki, o ne olsun” diyesim geliyor, diyemiyorum, rahatça burada dediğim gibi... Ben tüm bu olanları, biramın eşliğinde yudumlarken, pembe avuç içlerinde açan umutlar kadar kara olan ve dışlanan kara yüzeyleri aklıma geliyor... Ağlayamıyorum arkalarından, çünkü benimde onlar gibi, küçükken, büyükçe ve soğukça bira şişeleri yerleştirilmişti yüreğime... gözyaşlarım... ve hayallerim vardı.
