Tanıtım
Her yer ölüler için birer mezar;
çoğunlukla gece uyudukları ortopedik yataklar, birbirlerinin kıçlarını yırtarak
aldıkları arabalar, kredisi bitmemiş evler, bir şeyler öğrendiklerini
sandıkları okullar, onları ölümden kurtaracak olan hastaneler, kötülükleri
öldürdüğü sanılan ama özgürlükleri kısıtlayan karakollar, hapishaneler,
seviştikleri kucaklar... Aklınıza gelebilecek her yer birer mezar. Yeryüzü
morgdan farksız, fişinin çekilmesini bekleyen, buz tutmuş bozuk bir dolap.
İçindeki nefretten nefret edeceksin, dışladığın insanları tekrardan içine
almaya çalışacaksın, kırdığın kalpleri dünyanın en adi yapıştırıcısı olan
pişmanlıkla onarmaya çalışacaksın; yalvaracaksın gözünden akan yaşlarla
gökyüzüne bakarak, bir daha yapmayacağına dair sözler dökülecek salyalar akan
ağzından, adı dua olmayacak. Basılmış tüm paralara sahip olacaksın ama hiç
birini senden alacak bir el bulamayacaksın. Kimliğin gibi, paran da sahte
sayılacak. Hastalanacaksın, doktorun olmayacak ama dünya üzerindeki tüm ilaçlar
senin olacak, okuduğun kitaplara bir yenisi daha eklenmeyecek keyifle okuduğun
bir yazar tarafından, belki de, en gerçekçi romanı sen yazacaksın, ama hiç
kimse okumayacak. Bir çocuğun başını okşayabileceksin, ama o, gözlerine bakıp
gülümseyemeyecek!.. Yaptığın her kötülüğün bedelini ödeyeceksin. Bu saatten
sonra yapılan hiç bir iyilik seni cennete götürmeyecek. Çığlıkların ateşe değil,
‘Rüzgâr’a karışacak. Her şeye sahip olacaksın! Ama yeryüzünde bir sen
kalacaksın.
Büyük bir yeryüzü ve milyarlarca insan için yazılmış, küçük ve tek
kişilik bir roman!
Sonunda bitti. Bitti kelimesi,
genelde bir cümlenin sonuna geldiği anda mutsuz eder insanı. Param bitti,
ilişkimiz bitti... Ama ben şu an, hayatımda hiç olmadığım kadar mutluyum. Evet,
ilk romanımın son noktasını 2 Aralık 2014 itibariyle koydum (biraz geç olsa da internet üzerinden yayınlama kararı aldım). Bilgisayarımın
kayıtlarına göre 2013’ün Haziran ayında işlemeye başlamışım hikâyemi, onun
beynine. Kendi beynimde ise, 2012 Aralık ayının son demlerinde oluşturmaya
başladığımı hatırlıyorum. Altı ay boyunca not aldığım beyaz kâğıtlar, anlam
veremedi üzerine yazdığım birbirinden bağımsız cümlelere. Tam iki sene sonra,
yeni yetme bir yazarın hikâyesinin içerisine yem olacaklarını bilemezlerdi...
Ne zaman beynim dünya nüfusu kadar kalabalık olmaya, yüzölçümüne sığmayan
hücrelere gebe kalmaya başladı, işte ben de o zaman yazmaya başladım, tek
patronumun hikâyelerimin olmasını arzulayarak. Milyonlara ulaşma amacım olmadı
hiçbir zaman. Öyle büyük hayallerim de olmadı. Çünkü hayallerin
yıkılabileceğini daha çocukken kavradım. Hayalleri yıkan araçlara ve insanlara
yöneldim ben. İnsanın bozulmuş ve daha ölmeden kokuşmuş yanlarını gözler önüne
sermek istedim; Bukowski’ninde bir zamanlar değindi gibi, “Siyasetçilerin ya da
Tanrı’nın yapamadığını yapmayı seçen biri değilim. Daha iyi bir dünya yaratmak
benim işim değil, ben sadece insanlık hallerini daha doğrusu kendi hallerimi
kaydediyorum.”
Ben de öyleyim, kendimin de bu
sistem içinde yok olduğumu görebilmeme rağmen, düşüncelerimi, bir hikâye
kurgulayıp, onun içerisine empoze etmeye çalışıyorum. Beynimde oluşan
cümlelerin yok olmaması için yazıyorum sadece. Kimseden farklı değilim.
Farklılığın insanlığı bu hale getirdiğinin farkındayım sadece. Milyarlarca
insanı, beyaz bir kâğıt üzerine yazdığın kelimelerin değiştirmesini ummak
iyimserlikten başka bir şey olmayacaktır. İyimser olmak da bana göre değil.
Eğer iyimser olsaydım, bunların hiçbirisini zaten yazamazdım. Her şeye vesile
olabilir kalemimden dökülecek kelimeler; yüzlerce ağızdan hakkımda dökülecek
küfürlere, gece kaçıracağım uykulara, kiminin hayallerinin ölümüne, kiminin
yüreğine ekilecek umut tohumlarına, kimi nice yazarlara... her şeye. Kitle
iletişim araçlarının hegemonyası altında kayıp olan genç fikirlere, özgürlüğü
hatırlayabilen yazarlara ihtiyacımız olacak. Şairlere, senaristlere,
dansçılara, tiyatroculara, gazetecilere, sporculara, öğretmenlere,
hayalperestlere... Daha geniş bir gerçekliği yansıtabilen gerçekçilere. Henüz
yolun başında olduğumun, kendimin olduğu kadar farkındayım. Evren üzerinde, bu
romanda anlattığım kadar yalnız olmadığımızı, buna rağmen bireysel kabuğumuzun
içerisinde yücelttiğimiz narsist kişilik bozukluklarımızı ön plana çıkartırken,
Rüzgar (Romanın başat karakteri)’dan farklı davranmadığımızı göstermek
istiyorum. Edebiyatın her daim varlığını muhafaza etmesini, özgürlüğün önüne
konan barikatları kelimelerin kaldırmasını arzuluyorum ve daha fazla uzatmak
istemiyorum. Yıkılmayan, ayakta tutabildiğim bir hayalimi gerçekleştirebildiğim
için mutluyum…
Keyifli okumalar.
Kitaba aşağıdaki link aracılığa ile ulaşabilirsiniz:
https://www.wattpad.com/user/DogusOzkal






